scorecardresearch.com ‘İkiz’imiz kim bizim? Kitap Yazısı ve Makale Yorumları Radikal Kitap'ta!

‘İkiz’imiz kim bizim?

“Keldani kardeşim/ İbrani ikizim/ Kürt kendiliğim/ Zulmet soydaşlarım benim.” Azad Ziya Eren, ‘İbrani’ kelimesini kullanmış. Soru şu: Eren, İbranileri neden kendisinin ‘ikizi’ olarak görmektedir?

‘İkiz’imiz kim bizim?

Azad Ziya Eren’in, yeni bir kitabı yayımlandı: Yitik Baykuş. Ondan önce de Olethias, Özenle Unutulmuş Parçalar ile içinde Bırakılma Koridoru’nun da yer aldığı Ars Requiem yayımlanmıştı. Eren’in ilk şiir kitabı 1999’da yayımlanan Keren -bu kitabın yeni baskısı yok. Bugün bir Azad Ziya Eren şiirinden söz edebiliriz, nicel birikimden dolayı değil kuşkusuz. Her ne kadar, bu şiirin, belki de sahiplenmesinden dolayı, Enis Batur şiiriyle poetik bir akrabalık içinde olduğu izlenimi mevcut ise de, aslında müstakil bir şiir söz konusu burada. Azad Ziya’nın, Batur’dan olduğu kadar, Ece Ayhan’dan öğrendiklerinden de söz edilebilir. İlkinden, kuşkusuz estetik olan, ikincisinden de sözdizimi tekniği, örneğin sıfatlandırma özgülleştirilmiş gibi. Batur’un, özellikle Yahya Kemal estetiğine yeni olanaklar kazandırması anlamında. Bakış tarzının oluşumunda ise, Cemal Süreya’dan öğrenilmiş olanın katkısı göz ardı edilemez. Özellikle Beni Öp Sonra Doğur Beni’nin Cemal Süreya’sının daha öznelleştirilmiş hali. Eklektik bileşimden söz etmiyorum. Sözünü ettiğim, “Eren, bu şiiri nasıl kurdu?” gibi bir soru karşısında, onun, neyi kimden öğrenmiş olabileceği olasılığına ilişkin. Eren’in kurduğu şiirin ayırıcı özelliği, estetik olanla ıralıdır.

Estetik olanın da sınıfsal ve maddi bir temeli vardır. Estetik olan, ortaya çıktığı şiirin tinsel evreninde hikâyesi anlatılan öznenin sınıfsallığından, maddiliğinden alır bu temelini. Estetik olanın bu kendiliğindenliğine, onun ontik (varlıksal) temeli diyelim. Ama söz konusu şiirdeki estetik olan, maddi temelini, öznesinin varlık hikâyesinden almıyor ise, dışsal bir nedenin, örneğin bir başka şairin etkisi sonucu ortaya çıkıyor ise, söz konusu estetik öğe, o şair için epistemik olmakla ıralanır. Eren’in şiirindeki estetik olanda da epistemik bir karakter söz konusu. Ama burada asıl önemli olan, bu epistemizmin, kendilik algısı olarak mı yoksa ‘yarayı’ gizleyen kamuflaj olarak mı ortaya çıkıyor olmasıdır. Kamuflaj dediğim, devletli Türk ideolojisinin ürettiği ‘Kürt algısı’na karşı kendini koruma refleksi. Ama bu ne?

Azad Ziya, Kürt kökenli bir şair. Kimlik tartışmaları döneminde yaşadığımızı unutmayalım. Bu arada estetik olanın, ‘yüce’ olanla alakalı olduğunu unutmayalım; ve bu şiir üzerine düşünmek konusunda bir ‘sükût durumu’nun söz konusu olduğunu da.
Mevcut milli Türk ideoloji, 12 Eylül organizasyonunda, “kürt” sesinin, karlı dağda yürürken çıkan “kart, kurt”  sesinden türediğini ileri sürmüştü. Anadili Kürtçe olan fakat Türkçe yazan şairlerin yazdığı şiire yönelik bakış tarzında, bu ideolojinin estetize edilmiş bir hali de söz konusudur: Türkçe yazan Kürt şairlerin şiiri, dağlının, sol söylemle dile getirirsek feodalin yazdığı şiirdir; İslami söylemle dile getirirsek, dini referansları olan mistik bir şiirdir veya onun yaptığı sanattan beklenen kapasite böyle bir olanaklılık çapını içermelidir. Somutlaştırırsak onlar en fazla Ahmed Arif’in şiirini model ve ideal edinebilirler, edinmelidirler. Dünyevi ve estetik olanla ıralı, kent kültürüne dayalı bir şiir kurmak, onlardan beklenilen bir ‘sanat’ olanağı değil, dahası bu, onlardan beklenilmemesi gerekeni dile getiren bir ideolojidir. 

‘Çağırma çiçekleri’
Azad Ziya Eren söz konusu olduğunda, estetik epistemizmin kamuflaj olarak ortaya çıkışı derken, kastettiğim, tarihsel, siyasal ve ontik bir sorunsal ve çıkmaz durumu içinde olan öznenin kendisini, öfkeyle değil, yüce olanın terimlerinde dile getirmesi durumudur. Destansı bir şiir bu. Estetik olan, destansı olanın gizlenmesini içerir aynı zamanda. Azad Ziya’nın şiirinin, bu türden bir beklenilmeyeni dile getirdiği için, bu türden bir ideolojinin oluşturduğu bakış açısının baskısı altında olduğunu hesaba katmamız gerekir. 

“Estetik olan” ile “epistemik olanın” ne olduğunu gelince... Şu dizelere bakalım: “Sesiniz kırılabilir çağırma çiçekleri açmış ağzınızda kısraklar koşturan” (Çağırma Çiçekleri) dizesi ile “Kalkışmalar sona erdiğinde aşkların gömüldüğü altın gecede/ Sana Allahın baharlardan bıraktığı gömlekleri giydireceğim” (Sürme) dizelerinde yer alan “altın gece” ifadesi ile “baharlardan bıraktığı gömlek”, “çağırma çiçekleri” ifadeleriyle yapılan, estik olanı dile getiriyor. Ya da Ece Ayhan’ı hatırlatan şu dizeleri okuyalım: “Kaşları zahir bir delikanlıdan yeğni fırtına babasının/ Adı çiçekler ve memelilerden olma çocukları ölen doğa”.

Azad Ziya’nın şiirinde estetik olan, duyuşun seste yükselişiyle değil, görüntünün yüceleştirilerek betimlenmesiyle vücuda gelmektedir. Eren, yüceleştirme ile betimlemeyi sıfatlandırma ile yapıyor; kelimelerle değil, sıfatlarla yazıyor. Şiirin anlatıcı beni, dünyayı ve oradaki olup biteni, sıfatlarla algılayıp betimleyen bir ben. Sıfatlandırma, sıfatlandırılan şeyin ontik (varlıksal) eksiklik içermediğini, söz konusu varlığın kendi sıfatını kuruduğu bir durumu dile getirmek demektir. Estetik olanın negatif sonucundan da söz etmek gerekir. Bir hoşnutsuzluk içerebilir bu şiir, fakat bir eleştirellik içerdiği pek algılanabilir değil. Eleştirel kaygısı ön planda olan bir şiir değil Eren’in şiiri; estetik olanın yoğunlaştırılması ve sıfatlandırma faktörü nedeniyle. Tersinden söylersek, ontik eleştirellik, varlığın eksikliğini, bir sıfata erememişliğini dile getiren bir eleştirellik içerir. Eren, varlığı sıfatlandırmakla, onları, betimlenen sıfatları dâhilinde tamamlanmışlık içinde betimlemektedir. Ontik eleştirellikten yoksunluk, aslında şiirin estetik olana dayandırılmasının, estetik olanda vücut bulma girişiminin bir sonucu. Estetik olan, ne dile getirdiğinden ne de şair öznesinin herhangi bir girişimini dile getirmesinden dolayı değil, kendinde olandan dolayı haz verende ortaya çıkar, unutmayalım.

Bu şiirin diğer bir özelliği ise yargıya dayalı bir şiir olmamasıdır. Uzun dizeler ve uzun şiirler, bu şiirin yargı üzerine kurulduğu izlenimi verse de, Azad Ziya, yargıda bulunarak değil, betimleme yaparak yazmaktadır şiiri. Ancak bu betimleme gerçekliğin bir betimlenmesi değil, gerçekliğin zihinde sıfatlandırılış halinin bir betimlenmesidir. Dolayısıyla bu şiirin dayandığı hikâyenin değil, onun dile getirilişinde beliren estetik olanın epistemik olduğunu söylüyorum.

Bir soruyla bitirelim: Üzerinde özellikle durulması gereken “Vaat Taş’ı” şiirinin bir bölümünde şöyle bir parça var: “Keldani kardeşim/ İbrani ikizim/ Kürt kendiliğim/ Zulmet soydaşlarım benim.” Eren, “Yahudi” kelimesini değil, “İbrani” kelimesini kullanmış; yani göndermesi “Nazi Yahudi Soykırımı”na değil. İbrani terimi, Museviliğin tarihsel bağlamına işaret eden bir kavramdır. Sorum şu: Azad Ziya ya da bu şiirin anlatıcısı, İbranileri neden kendisinin “ikizi” olarak görmektedir? Bu soru, sadece şaire yönelik değil, okura yönelik bir sorudur da.

YİTİK BAYKUŞ
Azad Ziya Eren
Noktürn Yayınları
2012, 107 sayfa, 13 TL.

H.P. Lovecraft testi

H.P. Lovecraft testi

İyi ki doğdun Lovecraft

Korkunun efendisi, fantastik edebiyat ve bilim kurgunun atası Howard Phillips Lovecraft, tam 125 yıl önce bugün doğdu. Kara düşlerin görünmez kitabını yazan ustayı bir testle hatırlayalım istedik. Testi tamamladığınızda ustaya ne mesafede olduğunuzu anlayacaksınız.

TESTE BAŞLA

ÇOK OKUNANLAR